Kayıtlar

MASAL MASAL İÇİNDE:ELYAF PRENSES VE 4 KAZULETLER

Resim
Buradan çok da uzak olmayan bir krallıkta elyaf prenses adında şirin mi şirin bir kızçe yaşarmış. Bu prensesin birbirinden kazulet dört de arkadaşı varmış. "Nurçıban, Döndüsu, Yarmagül ve Fesatnaz. Elyaf prenses aralarından en çok Döndüsu'yu severmiş. Döndüsu için büyük bir balo organize etmek istemiş. Diğerlerine bu fikrini söyleyince pek hoş karşılanmamış. O sıralar krallık büyük bir buhranda olduğu için prenses bu isteksizliği anlayabiliyormuş.çok da uzatmadan konuyu kapatmış. Ertesi gece saat 12'yi vurunca prensesin sihirli aynası dile gelmiş. Prensese bir baloya ait görüntüler göstermiş. Konuklara şöyle bir göz gezdiren prensesin başından aşağıya kaynar sular dökülmüş. Balo döndüsu'nun şerefine yapılmış ve prenses hariç herkes oradaymış. Fesatnaz bizim kızçeyi hiç sevmediği için onun olmadığı bir balo tertip etmiş. Nurçıban ve Yarmagül ise bizim kızı savunacak hiçbir şey dememişler. Çünkü gerçekte Yarmagül ikiyüzlü Nurçıban da yüzsüzmüş. Bizim elyaftan...

ÖLÜM BİR UYANIŞTIR

Resim
Kalan yıllarımı zamansız göçmüş ruhlara verebilsem keşke.  Belki onlar hak ettiği kalitede yaşar benim aksime. 

PAPATYAYA SİTEM

Resim
Ah nazlı rüzgarda salınan mağrur başlı papatya,  Ben de güçlüydüm eskiden böyle mağrurdu başım Sonra tanıştım insanlarla, yaşadım uzun süre Kimseye anlatamadım, sen anla beni papatya!  Sen hiç ezildin mi, beyaz yaprakların hiç kirletildi mi?  Ben dibe vurdum, çırpındıkça da yok saydılar beni  Yalvardıkça kapattılar kulaklarını, şarkı sandılar çığlıklarımı Yine seslenirim, sen  duy beni papatya!  Oyunun adı rus ruletiymiş, oyun oyun içinde Hepsi dikkatle izliyor çünkü silah benim elimde Patlasın havai fişekler başlasın görsel şölen Herkes bana bakıyor ama sen gör beni papatya!  Senin alaycı duruşuna da öfkeliyim ben artık Sen de herkes gibi görmedin, duymadın, anlamadın.  Gitmelisin buradan, ölümüm sizden daha anlamlı olmalı Hayır, çok korkuyorum. Ne olur sen de gitme papatya! 

HARİKALAR KARNAVALI :BEYAZ ALEV

Resim
  Bu güzel bahar günlerinde en az baharın kendisi kadar içinizi ısıtacak bir hikaye anlatmak istiyorum sizlere.  Beyaz alev  İnsanların henüz özü keşfedemediği, korkunun yürekleri yalayıp geçtiği o geçmişin ileri zamanlarında; harikalar karnavalının şimdiki yerinde korkunç bir cinayet işlenmiş. Bir çocuğun  umutları yarını göremesin diye öldürülmüş. Miniğin gözündeki fer solup giderken bir damlası ayaklarının altındaki toprak tarafından yutulmuş. Minik belki hiç büyüyüp serpilememiş ama o umut damlası toprağı yarıp çıkmayı başarmış. Beyaz narin bir frezya baş vermiş nisanın en güzel günlerinde. Frezyaları bilir misiniz? Soğuğa, acıya, hüzüne dayanıklı çiçeklerdir.Kışın sonunda o güzel beyaz çehrelerini umuda döner inanç açarlar. İşte bu frezya çiçeklerinin birinde minik bir ışık doğmuş. Bu minik ışık huzmesi sabahları çiy damlası içer, geceleri ay ile koyu sohbetlere dalarmış. Herkes bu minik huzmeyi çok sevmiş. Adını "deithwen" koymuşlar. Deithwen gelişi...

KADIN

Resim
Kendi kalesine hapsolmuş melankolik bir kadın.Her sabah yarattığı şehirlerin yıkılışını izliyor.Kafası karışmış biraz.Bir kere gülümsese bin lanet yağıyor.Amansız savaşını kazanırsa kaybedecek.Zafer sarhoşluğuyla kutlayacak mağlubiyetini. Gün ışığına muhtaç dostlar gece olunca  basit birer aynalar.Anlamıyor kadın anlayamıyor.Korkuyor dönüşmekten, terk ederse kalesini herkesleşmekten. Geride bıraktığım tüm dostlarım, tüm sevdiklerim ve tüm sevmediklerim için...

SEVDİKLERİNİ ÖLDÜR

Resim
öldür kendini hala güzelken tenin kes bileklerini, bırak aksın kanın solarken ışığın kırmızı laleler arasında ölümün soğuk öpücüğü ile tanış öldür sevdiklerini hala severlerken seni belki bir silah yahut tatlı bir zehir ile bir demet frezya bir kaç dal da gerbera lahitte uyuyan güzelin pek yakışır yanına öldür aşkını hala çaresiz bir aşıksan eğer saldırır karanlıkta korkmuş, dağılmış bir asker delindi gök, yüzünde hem minnet hem acı şimdi ölümlü kollarında o, ölümsüz bir anı öldür kalbini hala senin için atmıyorsa elbet kıyameti olsun kurşundan köşkün dar pencereler çığlıklar ve fısıltılar yalıyor yosunsu duvarları o dar pencerelerde yüzlerce öksüz ruh gezer öldür maviyi hala efsunluysa o soğuk bakışlar katli vacip bırak erisin buz yürekli buz prensin ondan haber getirir mi mağrur kuzey rüzgarı? göm kibirli cesedini biraz altın ve çokça ipekle öldür sevdiğini çünkü sevemeyecek seni

Ay ışığında işlevsellik

Resim
Saat geceyarısını biraz geçmiş işte.Ne saçma bir tarih, bir gün, bir saat. İnsan daha akılda kalıcı bir tarihte yapmalı değil mi hayatla hesaplaşmasını. Elbette benden bahsediyoruz, çoğu şey gibi bunu da doğru şekilde yapmayı beceremiyorum. Ah ne yaparsın ya? Bu saatten sonra da böyle kabul görmez miyim ki? Neyse biz konumuza dönelim. Mevzu bahis hayatın ritmine kulak vermek değilmiş maalesef, o ritimle uyum içinde olmakmış.Bunu fark ettiğimde bu geceki yaşımdaydım. Ortaokul müzik öğretmenin keşke görse bu yazıyı. Sahi o bilebilir ancak bir insan müzik ve ritim konusunda en fazla ne kadar kötü olabilir. Kadıncağız için ağır bir vaka idim sanırım. Flütüm ve ben... Müzik öğretmenimin travmalarını bir kenara bıracak olursak bu ritim konusunda ciddiyim. Gerçekte müzik kulağıyla alakası var mıdır bilinmez ama ben hayatın ritmine ayak uyduramıyorum. Ben koşuyorum o yavaşlıyor, duruyorum yetişemiyor, geçip kenara bekleyim diyorum hop önüme geçiyor.Ne zaman güleceğim, ne zaman ağla...