Saat geceyarısını biraz geçmiş işte.Ne saçma bir tarih, bir gün, bir saat. İnsan daha akılda kalıcı bir tarihte yapmalı değil mi hayatla hesaplaşmasını. Elbette benden bahsediyoruz, çoğu şey gibi bunu da doğru şekilde yapmayı beceremiyorum. Ah ne yaparsın ya? Bu saatten sonra da böyle kabul görmez miyim ki? Neyse biz konumuza dönelim. Mevzu bahis hayatın ritmine kulak vermek değilmiş maalesef, o ritimle uyum içinde olmakmış.Bunu fark ettiğimde bu geceki yaşımdaydım. Ortaokul müzik öğretmenin keşke görse bu yazıyı. Sahi o bilebilir ancak bir insan müzik ve ritim konusunda en fazla ne kadar kötü olabilir. Kadıncağız için ağır bir vaka idim sanırım. Flütüm ve ben... Müzik öğretmenimin travmalarını bir kenara bıracak olursak bu ritim konusunda ciddiyim. Gerçekte müzik kulağıyla alakası var mıdır bilinmez ama ben hayatın ritmine ayak uyduramıyorum. Ben koşuyorum o yavaşlıyor, duruyorum yetişemiyor, geçip kenara bekleyim diyorum hop önüme geçiyor.Ne zaman güleceğim, ne zaman ağla...