HARİKALAR KARNAVALI:KARNAVAL KIZI
Bugün size anlatacağım hikaye karnaval kızının hikayesi olacak ve dolaylı olarak da kuklacının. Kuklacı, size en başta bahsettiğim fırfırlı elbiseler giyen "fiskos masası" dediğimiz eleman. Ben ve patron bu ikisini aynı yerde bulduk.Onları bulduğumuzda Kuklacı korkunç eserini tamamlamak üzereydi. Neyse ki patron duruma el attı ve ikisini de karnavala katılmaya ikna etti. Çoğumuz Kuklacı hakkında pek iyi şeyler düşünmeyiz. Her zaman sakin ve gizemlidir. Günün büyük kısmını karnavalın dışında geçirir. Ormandaki tüm gizli patikaları, geçitleri, mağaralar bilir. Bendeniz birkaç kez onu takip etmeye çalıştım fakat izini kaybettim hep. Kendi bir şeyler anlatana dek bir sır olarak kalmaya devam edecek. Karnaval kızının hikayesini ise gelin onun ağzından dinleyelim.
Gözümü açtığımda ormanlık bir alandaydım.Ama ters olan bir şeyler vardı. Ne bir hayvan sesi duyuluyordu ne de rüzgarın uğultusu. Hiçbir ses hiçbir kıpırtı yoktu.Sanki bir tablonun içinde sıkışmış gibi. Ayağa kalkıp ormandan çıkış yolunu bulmayı denedim.Hangi yöne doğru gidersem gideyim hep aynı noktaya çıktım. Biraz zaman sonra pes etmiş otururken bir hareketlilik oldu. İlginç fırfırlı kıyafetler giyen birisi patikaya doğru koşuyordu. O patikayı defalarca denememe rağmen yine de takip ettim. Beklediğim gibi patika hiçbir yere çıkmıyordu. Adam tedirginlikle arkasını döndü. 20li yaşlarda yakışıklı genç bir efendi idi. Etrafı kolaçan ettikten sonra avcundaki şeyi sertçe çevirdi. Ne olduğunu anlayamadan kendimi terk edilmiş bir caddede buldum. Genç efendi yok olmuştu. Mecburi olarak cadde boyunca yürüdüm. Caddenin iki yanındaki yapılar terk edilmiş müstakil evlerden oluşuyordu. Sanırım hayalet şehir gerçekti ve ben de tam ortasındaydım. En sonunda tüm pencerelerinden ve balkonundan korkunç kuklalar sarkan bir köşkün önünde durdum. Kuklalar neredeyse insan boyutundaydı. Eskimiş ve yıpranmış kuklalar iplerin ucunda tıpkı birer ceset gibi görünüyorlardı. Karşı koyamadığım bir merakla içeri girdim. Üst kattan fısıldaşma sesleri geliyordu. En köşedeki odaya girince korkuyla birbirine sarılmış iki küçük kızla karşılaştım. Biz birbirimize korkuyla bakarken caddeden koşuşturma sesi geldi. Kızlar birden paniklediler. "o burda, onu sen getirdin" diye sızlanıp gürültü yapmaya başladılar. Her hallerinden dışarıda koşturan şeyin dehşet verici bir şey olduğu belliydi. Kızların korkusu bana da bulaşmaya başladı. Kızlar ağlayıp sızlandıkça dışarıdaki şey eve doğru çekiliyordu. Defalarca susmalarını söyledim. Susmuyorlardı ve korku beni de ele geçirmişti. Dışarıdaki şey alt kata girince panikledim ve elime geçen en büyük cam parçasını kızlardan birine sapladım. Kıpkırmızı kan mavi elbisesine yayılırken diğer kız susmuş ve korkuyla bana bakıyordu. Tüm bunlar olurken alt kattaki şey artık üst kattaydı. Kontrolümü tamamen korkuya bırakmıştım ve hiçbir neden yokken elimdeki camı bu sefer diğer kıza sapladım. Kız kollarımda ölürken dudağı tebessümle kıvrıldı. O şey arkamdaydı. İçimi dolduran yoğun duyguseline rağmen arkama döndüm. Bu korkunç bir canavar değil, ormanda gördüğüm genç efendiydi.Gerisini hatırlamıyorum. Daha sonra patrondan öğrendiğime göre canlı bir kukla olmak üzereyken kurtarılmışım. Ve sonra işte burdayım.
Yorumlar
Yorum Gönder